Torunlarımızla ilgili iki hayalim

pendik lisesi hayal

Torunlarımızla ilgili iki hayalim

Son Dakika’daki ilk yazımda “İnsan anılarla ve hayallerle yaşar” demiştim. Bu yazıda, anılarımdan hareketle, torunlarımızla ilgili iki hayalimden bahsetmek istiyorum.

Çocukluk ve gençlik dönemimde okul, çalışmak zorunda olmam iş ve sosyal çevremizdeki ideolojik tartışmalar zamanımı o kadar doldurmuştu ki farklı bir faaliyet düşünemiyordum.

Yaşım ilerleyince, çocukluk ve gençliğimde iki şeyi ihmal ettiğimi anladım.

Çocukluk ve gençliğimde halk oyunlarıyla hiç ilgilenmemiştim. Şimdi bunun önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Düğünlerimizde ve özel günlerimizde ifrat ve tefrit arasında gidip geliyoruz maalesef.

Muhafazakâr geleneği sürdürenlerimiz bir salonda bir yemek veriyor, bir Hafız Kur’an ve ilahiler okuyor, bir vaiz de vaaz ediyor. Modern ailelerimiz bu tür ortamlarda kendilerini rahat hissetmiyor. Cenaze evinden farksız bu ortam gelecek nesiller için cazip bir görüntü de vermiyor.

Diğer uçtaki modern ailelerimizin düğünlerinde bir salonda yemek veriliyor, ardından gelin ve damadın piste çıkmasıyla dans ve eğlence faslı başlıyor. Pistteki çılgınca oyunlarla düğün tamamlanıyor. Muhafazakârların ortamında modernler rahat edemezken, bu ortamda da muhafazakâr olanlar rahat edemiyorlar.

İki tarzın iki ortak yönü var: Yemek yenilmesi ve takı merasimi. Bunun dışında bir ortak payda yok.

Orta yolun bulunması, muhafazakâr ve modern ailelerin birlikte neşelenmeleri için, halk oyunları ve folklor kültürümüzün önemli katkıları olacağını düşünenlerdenim.

Çocukluğumdaki düğünleri hatırlıyorum. Medrese mezunu Rıfat Dedem camide imamlık yapar ve düğünlerde halay çekerdi. Benim damatlık kınamı da dedem yakmıştı. O zamanlar, dedemin kuşağı, büyükler halk oyunları oynardı. Demokrat Parti’li, Adalet Parti’li ve CHP’li büyüklerimiz birlikte neşelenirlerdi. Tevfik Amca’yı hatırlıyorum… Hepimiz onun halaya kalkmasını heyecanla beklerdik. Onun için, as solist gibi, gecenin geç saatinde sahne alırdı Tevfik Amca. Elindeki uzun sopasıyla oyuncuları yönlendirirdi.

Bu film babalarımızın kuşağında koptu. Babalarımız dedelerimizin geleneğini sürdürmedi. Bizim kuşakta ise, kopan film tamamen kayboldu.

Çocuklarımız, dedelerimiz gibi, modernize edilmiş halk oyunları ve folklorik eğlencelerimizle özel günlerimizi şenlendirebilirler. Bu sebeple torunlarımızla ilgili iki hayalimden biri, bütün çocuklarımızın bir halk oyununu öğrenmesi ve folklorik zenginliklerimizin yaşatılmasıdır.

İkinci hayalim güzel sanatlarla ilgili.

Güzel sanatların insan ruhunu dinlendirdiğini, terapi etkisi yaptığını, huzur ve mutluluğu arttırdığını biliyoruz. Bedeni ve fiziki ihtiyaçlarımız için her şeyi yapıyor ama iç huzurumuzu ihmal ediyoruz. Bizim kuşağın bu konuda da yetersiz olduğunu biliyoruz. Kim bilir, sosyal yaşantımızda sıkça gördüğümüz anlaşmazlık ve huzursuzlukların bir sebebi de muhtemelen bu eksiğimizdir.

Şu konuda iddialıyım: her birimiz bir güzel sanatla ilgilenmiş olsaydık bugünkünden çok daha fazla huzurlu olurduk.

Kişisel ve toplumsal huzurumuzu arttırmak için; torunlarımız resim, müzik, şiir, tiyatro, hat, gravür, şiir gibi insan ruhuna hitap eden alanlardan biriyle amatör seviyede de olsa ilgilenmeli diye düşünüyorum.

Ne dersiniz çok şey mi istiyorum. Hayallerim gerçekleşebilir mi sizce?

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

Facebook
WhatsApp
Twitter
LinkedIn
Pinterest