Prof. Dr. İsmail Hakkı Biçer’in Takdim Yazısı

Erdoğan Baş Ali Coşkun

Prof. Dr. İsmail Hakkı Biçer’in Takdim Yazısı

Bu eserin, yönetim ilke ve fonksiyonlarının toplu olarak kültürümüzle ilişkilendirilmesi konusunda yayınlanmış derli toplu ilk örnek olduğunu söylemeliyiz.

Kadim dost, kırk yıllık arkadaşım Raşit Yıldırım yönetim ve organizasyon ile ilgili bir kitap yazdığını; kitabını kendi kültür temellerimiz ve otuz yılı aşkın iş yaşamıyla ilişkilendirdiğini söylemişti. Kitabı incelemem –ve tabii ki eleştirmem- için getirdiğinde doğrusu bu boyutta ve kapsamda bir çalışma ile karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim.

Elinizde tuttuğunuz bu çalışma; her bir kısmı, hatta her bir bölümü ayrı bir çalışma konusu ve kitap başlığı olabilecek dört kısım ve yirmi iki bölümden oluşmaktadır. Kapsamın geniş tutulmasına bağlı olarak hem kemiyet (sayfa sayısı) hem de keyfiyet (konuların çeşitliliği ve içeriği) açısından kitabın hacmi oldukça artmıştır. İsmail Hakkı Biçer

Bu geniş hacmin hem yazan hem de okuyan açısından bazı zorlukları olacağını, çalışması üzerinde konuşmak üzere bir araya geldiğimizde Sayın Yıldırım’a hatırlatmıştım. Kendisi de “bir kaynak eser”, “baş ucu kitabı” amaçladığını söyleyerek bu zorluğa talip olduğunu açıklamıştı.

Yazarın giriş bölümünde de belirttiği gibi, çalışma (metodoloji olarak) üç temel üzerine oturtulmaya çalışılmıştır. Bunlar:

Yönetim Bilimleri Yaklaşımları: Bu konuda Batı kaynaklı ve referansını Batı’dan alarak yazılmış pek çok kitap ve çalışma bulunmaktadır. Kitabın alt başlığı “Aileden Holdinge…” diye başlamaktadır. “Aileden Devlete …” diye de başlanabilirdi. Malum olduğu üzere bu günkü anlamda “yönetim ve organizasyon” Sanayi Devrimi’nin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ama bir uygulama olarak insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Onun için klasik yönetim kitaplarında yönetimin bir tanımı da “Sanatların (uygulama) en eskisi, bilimlerin en yenisi (gelişmekte olan)” şeklinde yapılmıştır. Yani yönetim bir uygulama ve sanat olarak Sanayi Devrimi’nden önce de fabrika sanayii ile kitlesel üretime geçmeden önce de aile yönetiminde; kabile, klan, … devlet yönetiminde hep var olmuştur. Yapılan iş (yönetim), keyfiyet açısından aşağı yukarı aynı, sadece kemiyet açısından farklılık arz etmektedir.

İnsanlık tarihi kadar eski “Yönetim Düşüncesinin Gelişimi”ne baktığımızda konuyla ilgili ilk literatürü, eski Mısır’da, eski Çin’de ve kadim Mezopotamya uygarlıklarında görmekteyiz. İlk kayıtların, tecrübeli devlet adamlarının genç hükümdarlar için hazırlamış ve yazmış oldukları, devlet yönetiminde başarılı olabilmek için uyulması gereken ilkeleri (kuralları) belirten risalelerden oluştuğunu söyleyebiliriz.

Gerek ilk eserlerde gerekse daha sonra ortaya çıkan çalışmalarda gayet tabiidir ki içinde yaşanılan “kültür” ün etkisi olmuştur. İşte tam bu noktada yazarın çalışmasını oturtmuş olduğu “üç temel” den ikincisi, yani yönetimin kültürel boyutu devreye girmektedir.

Yönetimin Kültürel Temelleri: Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, yönetim olgusunu içinde yaşanılan kültürel değerlerden soyutlayarak ele almak mümkün değildir.

Bu bağlamda ortaya konulan çalışmalarda elbette ki Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’in –ve Hadis-i Şeriflerin- etkisi kaçınılmaz olarak görülecektir.  İsmail Hakkı Biçer

Bunu, Osmanlı Devleti’nde padişahlar için hazırlanan risalelerde gördüğümüz gibi; Avrupa’da Sanayi Devrimi’nden sonra “Bilimsel Yönetim” yaklaşımlarında yönetim düşünüşünün “Protestan Ahlâkı” üzerine bina edilme çalışmalarında da görmekteyiz. Alman Sosyolog ve Yönetim Bilimci

Max Weber’in çalışmaları buna örnek olarak verilebilir. Aynı şekilde 1980’li yıllarda bütün dünyada çok meşhur ve popüler olan Toplam Kalite Yönetimi (TKY) bir yönetim anlayışı ve bir yönetim felsefesi olarak ele alındığında temelinde “Japon Kültürü”nün (Samuray ahlâkı) yattığı görülecektir. Japonya dışında (ve Türkiye’de) TKY, kültürel boyut ihmal edilerek, sadece bir yönetim tekniği olarak ele alındığında başarısız olunmuştur. Aynı yıllarda W. Ouchi de “Z Teorisi” adını verdiği çalışmasında yönetimin kültürel boyutuna dikkat çekmektedir.

Kültürel boyut üzerinde çalışırken metodoloji, yani usul çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu tür bir faaliyette konunun uzmanları ile müşterek ve titiz bir çalışma adeta bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.  İsmail Hakkı Biçer

Batı’da ve bilhassa ABD’de bu konudaki çalışmaların hemen hemen tamamına yakınının “müşterek çalışmalar” olduğu görülmektedir. Zaten bilimin geldiği nokta da bunu zorunlu kılmaktadır.

Ülkemizde maalesef bu konuda müşterek çalışmalar yapılmamıştır. Bu boşluğu gören yazar, “Yönetim İlkeleri ve Fonksiyonları”nın kültürümüzle ilişkilendirilmesi konusunda bireysel olarak saygıdeğer ve ciddi bir gayret sarf etmiştir. Yazar, yönetim uzmanlarınca genel kabul görmüş, bilinen yönetim ilkelerinin ve fonksiyonlarının özünün kültürümüzle uyumlu olduğu görüşünü temel referanslarla açıklamaya çalışmıştır. Yazar ayrıca bilinen dört temel yönetim ilkesine ek beşinci bir ilke olarak “istişare”yi önermektedir. Bu yönüyle bu eserin, yönetim ilke ve fonksiyonlarının toplu olarak kültürümüzle ilişkilendirilmesi konusunda yayınlanmış derli toplu ilk örnek olduğunu söylemeliyiz.

Vakalar: Yazarın çalışmasını oturttuğu üçüncü temel, işlediği konularla ilgili olarak verdiği birçoğu kendi iş deneyimlerine dayanan örnek vakalardır.

Kitabın üslubunu özgün kılan en önemli kısmın bu olduğunu söylemek mümkündür. Kişisel deneyimlerin paylaşımı okuyucunun ilgisini diri tutmakta, ardından sorulan sorular ise konuyla ilgili irdelemelere yönlendirmektedir.

Bu bahiste, akademisyenlerle uygulayıcıların, senelerdir Türkiye’de üzerinde durdukları üniversite-sanayi iş birliğinin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır.  İsmail Hakkı Biçer

Üniversitelerimiz ve tabii araştırma kurumlarımız, bilhassa yönetimin kültürel temelleri üzerine kapsamlı ve bilimsel nitelikli araştırmalar yapmalı, iş dünyamız da bunun için gerekli olan alt yapıyı oluşturmalı ve zemin hazırlamalıdır. Yoksa çok eğreti duran yüzeysel araştırmalarla ve Batı’da (ve bilhassa ABD’de) yapılmış çalışmalarla Türkiye’ye has bir model önermemiz ve literatür geliştirmemiz mümkün olmayacaktır.

Son olarak, yine Sayın Yıldırım’ın da belirttiği gibi, bu çalışma ileride bu konuda yapılacak geniş kapsamlı araştırmalara ve gerek akademisyen-uygulamacı gerekse çeşitli disiplinlerden akademisyenlerin müşterek çalışmalarına özendirici bir başlangıç olarak kabul edilebilirse amacına ulaşmış sayılır.  İsmail Hakkı Biçer

Sayın Yıldırım’ı bu eser ve azimli çalışmalarından dolayı kutluyorum.

1 Kasım 2015

Prof. Dr. İsmail Hakkı Biçer
İTÜ İşletme Fakültesi
Yönetim ve Organizasyon Ana Bilim Dalı

İsmail Hakkı Biçer
Facebook
WhatsApp
Twitter
LinkedIn
Pinterest