[vc_section][vc_row][vc_column css=”.vc_custom_1481538989914{margin-top: -20px !important;margin-bottom: -20px !important;}”][vc_column_text]
[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]
Yönetim açısından güç ve otorite
1.Güç ve otorite kavramı
Güç ve otorite yönetim faaliyetinde yöneticinin ihtiyaç duyduğu en önemli araçtır. Güç, yöneticinin elinde, cerrahın elindeki neşter gibidir. Hastaya şifa verebileceği gibi hastayı hayattan koparabilir de.
Güç kavramına, kişilerin kendilerinin iş yapmalarına veya başkalarına iş yaptırmalarına göre farklı anlamlar yüklenir.
Kişilerin kendi şahıslarına dönük güç kavramı; bir fiili yerine getirecek bedenî, fiziki, zihnî veya mali eylem yetkinliğine sahip olmayı ifade eder.
Türk Dil Kurumu, “güç”ü, “bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor” olarak tanımlıyor.
Bu tanımdan da hareketle “yönetsel güç”, başkaları vasıtasıyla amaçlara ulaşma yeteneği olarak tanımlanabilir.
“Otorite” ise yasal veya idari meşruiyet kazandırılmış haklı güçtür.
2.İslamî kaynaklara göre güç ve otorite
2.1. “Mutlak güç” ve gücün kaynağı
Pratik olarak güç kavramı ile bir fiili yapabilme veya yaptırabilme kabiliyeti ifade edilmektedir.
Mutlak güç ise bizzat sınırsız fiil yapabilmeyi, insanlara veya şuur sahibi diğer yaratıklara iş yapabilme/yaptırabilme kabiliyetini vermeyi ifade ediyor.
İslam’a göre yaratılmışlar ancak Yaratan’ın kendilerine verdiği kabiliyet ve imkânla sınırlı güce sahiptirler.
“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece ‘ol’ der, o da hemen oluverir.” (Bakara, 117)
Allah’ın (cc) mutlak gücünü hatırlatan ayet-i kerimeden bazıları:
“Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Al-i İmran, 62)
“Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.” (Al-i İmran, 126)
“Dikkat edin, yaratmak da emretmek de yalnız O’na mahsustur.” (Araf, 54)
“Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal, 67)
“Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 71)
“Göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer.” (Rad, 15)
“Göklerde ve yerde kim varsa yalnızca O’na aitir. Hepsi O’na boyun eğmektedirler.” (Rum, 26)
“Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir!” (Yasin, 83)
“Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Bütün işler ancak O’na döndürülür.” (Hadid, 5)
“Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mülk, 1)
“Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa, 158)
“Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa, 165)
“Yalnız O güçlüdür, yücedir!” (Şûra, 19)
Ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, gücün kaynağı Yüce Yaratıcı’dır.
O dilemedikçe bir yaprak bile yerinden oynamaz.
Yaratıcı, yarattığı varlıklara, kendi takdirine bağlı olarak hayatını idame ettirebilme gücü vermiştir. Yeryüzüne halife olarak gönderdiği insanlara ise diğer yaratıklardan daha fazla güç vermiştir. Şu kadar ki insanlar, Yaratıcı’nın kendilerine verdiği gücü, O’nun çizdiği sınırlar içinde ve O’nun koyduğu kurallar çerçevesinde kullanacaklardır.
Sınırların aşılması veya kuralların dışına çıkılması, gücün kötüye kullanıldığını gösterir. Dinin kurallarına göre, Yaratıcı’nın sınırlarını ve kurallarını tanımayan kişi din alanının dışına çıkar.
Sınırları ve kuralları kabul etiği hâlde uymayan ise günahkâr olur. İhlalin seviyesine göre, günahkârlık da derinleşir. Zalim yöneticilik küfre en yakın günahkârlık alanıdır.
Mutlak güce teslim olmayan ve Tevhit gerçeğinden yüz çevirenlerin üstlendikleri bozgunculuk büyük bir fesattır. Realite olarak bozgunculuğun kaynağı, tevhit gerçeğini kabul etmeye yanaşmamaktan başka bir şey değildir. Kabul ediş sadece dille onaylamak şeklinde olamaz. Sadece kalp ile kabul ediş, insanların hayatlarında realiteye dayalı etkilerini ortaya çıkarmayacağı için eksiktir.
Tevhid gerçeğinin birinci ve ayrılmaz parçası ilahlığı bire indirgemek ve dolayısıyla kul olduğunu kabul etmektir. Allah’tan başkasına kulluk yoktur. Mutlak manada Allah’tan (cc) başka itaat edilecek, emir alınacak kimse yoktur. Kanun koymada emir alma, değer yargıları ve kuralları belirlemede emir alma, eğitim ve ahlâkta emir alma, insanın hayat düzeni ile ilgili her şeyde emir alma kaynağı Allah’tır. İstediği kadar dille kabul edilsin; teslimiyet, itaat, kabullenme ve sahiplenme gibi somut sonuçları görünmeyen, pratiğe dönüşmeyen kalp ile kabul edişin değeri olmayacaktır.
“Allah’tan başka ilahlar olsaydı ikisi de bozulurdu.” (Enbiya, 22)
İnsanlara göre ilahlığın belirgin özellikleri kulların kulluk etmesi, insanların hayatlarında egemen yasalar belirlemesidir. Bunların herhangi birisinde kendisinin mutlak hak sahibi olduğunu iddia edenler, ilahlığın en belirgin özelliklerini kendilerinde görüyor ve kendilerini Allah’a (cc) rağmen, insanların Rabbi konumuna sokuyor demektir. (Kutub, Al-i İmran 58-64)
2.2.İş yapma gücüne göre sorumluluk yükleme
Kişilerin kendi şahıslarına dönük güç kavramı; bir fiili yerine getirecek bedenî, fiziki, zihnî veya mali eylem yetkinliğine sahip olmayı ifade eder.
İslam, kişilere onların güçleriyle sınırlı yükümlülükler getiriyor:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yetiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!
Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey
Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme!” (Bakara, 286)
Mutlak gücün sahibi olan Yüce Allah (cc), insanları güç ve yetkinlikleriyle sınırlı olarak sorumlu tutuyor.
- Belirli mali güce sahip olmayanların Zekât, Hac ve Kurban ibadetinden sorumlu tutulmaması,
- Akli yeteneği olmayanlar için Namaz ibadetinin farz kılınmaması
bu kuralın somut örneklerindendir.
Bir yükümlülüğün yerine getirilmesi, hem “hitabı anlama” hem de “talebi yerine getirebilme” gücüne bağlıdır. Birincisi akıl veya idrak gücüyle, ikincisi bedenî yetkinlik veya sahip olunan varlıkla alakalıdır. (İslam: 26/318)
Mutlak gücün sahibi olan Allah’ın (cc) güç verdiği yöneticiler de Allah’ın emirlerine uygun hareketle yükümlüdür. Bu çerçevede yöneticiler, çalışanlarından onların gücünün dışında iş beklememelidir. Çalışanlardan gücünün dışında iş beklenmesi hâlinde:
- Allah’ın (cc) kurallarına karşı gelinmiş olur.
- Çalışana zulmedilmiş olur.
- Kişiler kendi doğal kapasitelerini zorlayacakları için, orta/uzun vadede kapasiteleri ve verimlilikleri düşer. Bu olumsuzluğun etkileri kısa dönemde ve aynı işletmede görülmeyebilir. Özellikle iş gücü
devrinin yüksek olduğu iş yerleri bu olumsuzluğu yaşamayabilir.
Ancak sosyal yaşam toplu olarak değerlendirildiğinde verimsizlik mutlaka ortaya çıkacaktır.
2.3.Yöneticiye yetki verilmesi, yöneticiye itaat ve zayıflara yöneticilik verilmemesi
Kur’an’da ve hadislerde, yöneticilik sorumluluğu alan kişilere yeterli gücün verilmesi ve yetki verilen kişilere itaat edilmesi emredilmektedir.
Sad Suresi’nde Hz. Süleyman’a (as) nasıl güç verildiği ve bu gücün Hz. Süleyman tarafından nasıl paylaşılacağı anlatılıyor:
“Süleyman, ‘Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!’ dedi.
Biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Rüzgâr, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi. Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de onun emrine verdik. İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme’ dedik.” (Sad, 35-39)
Sorumluluğun yerine getirilmesi için güce duyulan ihtiyaç ve gücün talep edilmesi Hz. Musa’nın dilinden anlatılıyor:
“Bana ailemden birini yardımcı yap, Kardeşim Hârûn’u. Onunla gücümü artır.” (Ta-Ha, 29-31)
Yüce Allah, güç verdiği yöneticilere, yönetilenlerin de itaat etmesini emrediyor:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de.” (Nisa, 59)
Güç, yetkin olmayan kişiye verildiğinde otorite ve yönetim zaafiyetine yol açar.
Bu sebeple, zayıf kişilere yöneticilik verilmez. Kendisinden idarecilik görevi isteyen Ebu Zerr’e Efendimiz (sav) şöyle cevap verir:
“Ey Ebu Zerr, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine amir olma, yetim malına da velilik yapma.”
Acziyeti tasvip etmeyen Allah Resulü, acizlikten Allah’a (cc) sığınıyor.
2.4.Gücün kötüye kullanılması
Gücünü kötüye kullanarak Hakk’a karşı gelen ve halka zulmeden kişi, grup veya topluluklar azabı hak eder. Bu sebeple Kur’an, Allah’ın (cc) azabına müstahak olmuş bazı kişi ve topluluklardan şöyle bahsediyor:
“Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı.
Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.” (Mü’min, 21)
“Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, ‘Bizden daha güçlü kim var?’ demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.” (Fussilet, 15)
“Biz, onlardan daha çetinlerini de helâk etik.” (Zuhruf, 8)
“Allah, görevli meleklere şöyle der: ‘Tutun onu, Cehennem’in ortasına sürükleyin. Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün. Deyin ki: ‘Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin?’ (Duhan, 47-49)
“(Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki biz onları helâk etik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.” (Muhammed, 13)
“Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helâk ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?” (Kaf, 36)
Allah Resulü (sav), Kıyamet günü, Allah indinde en iğrenç ve Allah’tan en uzak olan kişinin zalim sultan olduğunu söylüyor.
Yine Allah Resulü (sav), bir hırsla göreve talip olan kişiye görev vermeyeceğine yemin ediyor.
Güç, baştan çıkarıcı ve yozlaştırıcı olduğundan, kul için bir sınama aracıdır. Gücü Rabbinden bilip şükreden kazanır. Gücünü nankörlük ederek kullanan ve insanlara zulmeden kaybeder. Kur’an bu gerçeği Hz. Süleyman’ın (as) dilinden ifade ediyor:
“Kitaptan bilgisi olan biri, ‘Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.’ dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: ‘Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömertir.’ ” (Neml, 40)
3.Yönetim bilimi açısından güç ve otorite
3.1.Güç çatışmaları ve otorite zafiyeti
Herhangi bir örgüte katılan üye, muhtemel bir net fayda karşılığında, (açıktan veya zımnen) bir sözleşme ile (zaman, yaşam şekli vb) kimi ayrıcalık ve özgürlüklerinden feragat eder. Feragat edilen güç ve özgürlük yöneticiye geçer. Yönetici iş yaptırma gücüne sahip olurken yönetilenin iradi gücü azalır. Bu güç azaltılması karşılığında yönetilenin bir kazanımı olmalı ve vazgeçtiği ile kazanımı dengelenmelidir. Bu konuda yönetilenlerin tatminsizliği ihtimali her zaman bulunmakta ve yönetilenler, yönetenlere karşı olumsuz duygular besleyebilmektedir. Bu sebeple seviyesi ve derecesi farklılaşsa da tüm örgütlerde gizli güç çatışmaları vardır. (Hodgkinson, 2008: 86, 170)
Yöneticinin kendisinden beklenen işi gerçekleştirebilmesi için olmazsa olmaz koşul, yeterli otorite (yetki) ile donatılmış olmasıdır. Yeterli otoritesi olmayan bir yöneticinin yöneticilik yapması beklenemez.
Öte yandan, gücü kısıtlanan (veya gücünü artırmak isteyen) kişiler, açık veya gizli, yöneticinin yetki alanına girmek ister. Oysa yöneticinin yetki alanı ortaklık kabul etmez. Bu çabalar yönetimdeki birlik, bütünlük ve uyumu zedeler. Bu sebeple, “yöneticinin çoğunlukla karşı karşıya kalması” yönetimin temel sorunlarından biri olarak kabul edilir. (Hodgkinson, 2008: 87)
Bir kez gücü elinde bulunduranlar da sahip oldukları gücü kimseyle paylaşmak istemezler. Özellikle aile işletmelerinde vitrinlik görev ve yetkiler verilen kişiler fiilen işlevsiz hâle getirilebilir. Türkiye’deki KOBİ’lerin ana sıkıntılarından biri de budur. KOBİ’lerimiz ve hata çoğu büyük ölçekli işletmelerimiz hâlen tek adam anlayışı ile yönetilmektedir. Oysa “tek adam anlayışı ne insanidir ne de İslamî’dir. Kişilere bağlı olmakla bağımlı olmanın farkını fark ederek tek adam anlayışından kurtulmalı, yetki ve sorumluluklarımızı paylaşmayı öğrenmeliyiz. (Coşkun, 2013)
Günümüzde, otoriteye karşı meydan okunurcasına, otoriterlik karşıtı bir hissiyatın hâkim olduğu görülmektedir. Nedenleri ne olursa olsun, geleneksel otorite zayıflatılmış ve otoriterlik karşıtı bir iklim oluşturulmuştur. Bu durumu gören kimi uzmanlar, yöneticilere, realiteyi fark ederek dengeleri gözetici uyumlu politikalar uygulamalarını tavsiye etmektedirler. (Hodgkinson, 2008: 93)
3.2.Güç zehirlenmesi, gücün baştan çıkarıcı etkisi ve güç yozlaşması
Genel olarak gücün, gücü elinde bulunduran için baştan çıkarıcı ve yozlaştırıcı etkisi olduğu kabul edilir. “Güç yozlaşma eğilimlidir, mutlak güç ise mutlaka yozlaşır” (Hodgkinson, 2008: 86) deyişi, akademik çevrelerde ve yönetim literatüründe vazgeçilmez yerini almıştır.
Kutsal kitaplar ve tarih, gücünü kötüye kullanan zalim liderler ve toplulukların ibretlik hikâyeleriyle doludur.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][/vc_section]
Yönetim, denetim ve kurumsallaşma konularında eğitim veya danışmanlık desteğine ihtiyacınız mı var?


